Makaleler

Dergide yayımlanan makaleler.

Beyond Natural Law and Legal Positivism: Toward a Marxist Materialist Account of Legal Normativity

Sibel Kibar
Felsefe Bölümü, Kastamonu Üniversitesi

Abstract: This article addresses one of the most persistent problems in legal and political philosophy: the question of what gives legal and moral norms their binding force and on what basis they can be critically evaluated. Two dominant traditions have attempted to answer this question. Natural law theory grounds the authority of law in universal moral principles that are assumed to exist independently of social life, whether in divine order, cosmic reason, or the rational capacities of human beings understood as supra-historical. Legal positivism, by contrast, explains legal validity in terms of social facts and institutional recognition, separating the question of what law is from the question of what law ought to be. Despite their apparent opposition, both approaches treat normativity as something that can be analyzed independently of concrete social relations: natural law by appealing to supra-historical moral foundations, legal positivism by reducing authority to formal procedural criteria. Neither adequately accounts for the historical variability of legal norms, the ideological functions of law, or the conditions under which legal authority may be challenged and transformed. This article argues that both traditions share a structural limitation: they abstract legal and moral norms from the material and historical conditions under which they arise, sustain themselves, and enter crisis. Drawing on Marx's historical materialism, the article proposes that normativity cannot be adequately understood without situating law and morality within the relations of production, class conflict, and ideological formation. It is the material production of goods that generates specific social relations, and it is within those relations that legal and moral norms acquire their determinate content, their apparent naturalness, and their capacity to be contested. A historical materialist account of normativity neither reduces law to mere power nor treats it as a transcendent moral order, but locates its force and limits within these historically specific relations of production---and in so doing provides grounds for a critique of existing legal norms that does not rely on appeals to eternal moral truths.
Keywords: historical materialism, social ontology of law, relations of production, super structure, ideology
Belirlenim ve Özgürlük Arasında: Erich Fromm'un Erken Dönem Çalışmalarında (1929-1936) Öznenin Konumlandırılışı

Selvihan Polat
Psikoloji Bölümü, Iğdır Üniversitesi

Abstract: Bu çalışma, Weimar Cumhuriyeti'nin krizi ve faşizmin yükselişi karşısında, özellikle kitlesel itaatin psikolojik kökenlerini anlama çabası içinde Erich Fromm'un 1929-1936 arası dönemde geliştirdiği analitik sosyal psikolojinin, psikanalitik belirlenimcilik ile tarihsel materyalizm arasında özneye nasıl bir özgürlük ve fail olma alanı açtığını incelemektedir. Fromm, Freudcu psikanaliz ile Marksist toplum kuramını sentezlerken, "toplumsal karakter" (Gesellschaftscharakter) kavramını ekonomik altyapı ile ideolojik üstyapı arasında bir dolayım (Vermittlung) ve bağlayıcı öğe (Bindeglied) olarak konumlandırmaktadır. Bu kavramsal çerçeve, bireyin hem toplumsal koşullar tarafından belirlendiğini hem de bu koşulları dönüştürme kapasitesine sahip olduğunu düşünmeye olanak tanımaktadır. Fromm'un özgürlük anlayışı, sınırsız bir özerklik değil, belirlenimler içinde gerçekleşen bir özgürleşme sürecidir. Etken uyum ile edilgen uyum arasındaki gerilim tam da bu noktada öznenin toplumsal koşullara hem boyun eğebileceğini hem de onları dönüştürebileceğini göstermektedir. Çalışma, Fromm'un teorik çerçevesinin hem Freudcu içgüdü belirlenimciliğini hem de vulgar Marksist ekonomik belirlenimciliği aşarak, öznenin tarihsel failliğine dair özgün bir perspektif sunduğunu savunmaktadır.
Keywords: Erich Fromm, özne, toplumsal karakter, analitik sosyal psikoloji, tarihsel materyalizm
Reason, Massive Consciousness, and Socialization

Mehmet Ş. Çağmar
Department of Philosophy and Religious Sciences, Sirnak University

Abstract: This study examines the relationship between massification and consciousness reason in modern societies, drawing on the thought of Theodor Adorno. It argues that in contemporary social conditions the subject has largely lost its capacity to transform society, while the social increasingly shapes and determines the subject. Within this framework, reason functions not as a tool of emancipation but as a mechanism that reinforces existing structures of domination. The analysis focuses on Adorno's critique of the Enlightenment, which historically aimed to replace myth and tradition with rational thought and intellectual autonomy. Although the Enlightenment represented a radical break from earlier forms of thought, Adorno contends that its emphasis on rationality ultimately produced instrumental reason contributed to new forms of domination. In this process, reason becomes irrational in the social sphere by facilitating conformity, standardization, and massification. As a result, consciousness loses its individuality and becomes increasingly shaped by social conditions. The study therefore argues that under the dominance of instrumental reason, consciousness enters a "sick" state that aligns with existing power structures, allowing individuals to be collectively directed. By examining the relationship Enlightenment rationality, massification, and consciousness, this study explores how the instrumentalization of reason undermines the autonomy of the subject in modern societies.
Keywords: Erich Fromm, özne, toplumsal karakter, analitik sosyal psikoloji, tarihsel materyalizm
Modernliğin Bir Krizi Olarak Göç: Felsefi Bir Çözümleme

Şakire Asker
Bağımsız Araştırmacı, İstanbul

Abstract:Zorunlu göç, günümüzde yalnızca demografik veya insani bir sorun olarak değil, modern siyasal aklın ve dünya düzeninin ürettiği çok katmanlı bir kriz olarak ortaya çıkmaktadır. Bu makale, göç olgusunu modernliğin araçsal akıl, ulus-devlet ve egemenlik anlayışı bağlamında ele almaktadır. Modern siyasal akıl, bireyi hak sahibi bir özne olarak tanımlarken, aynı zamanda onu sınırlar. Bu durum, özellikle zorunlu göç deneyiminde hakların askıya alınması, yurtsuzluk ve siyasal aidiyet kaybı gibi sorunları görünür hâle getirmektedir. Makalenin ilk kısmında, araçsal akıl eleştirisi üzerinden modernliğin siyasal ontolojisini tartışılmakta; göç krizinin düşünsel arka planını incelenmekte ve normatif bir kriz olarak değerlendirilmektedir. İkinci kısmında ise, göç sorununa alternatif bir normatif çerçeve önerilmektedir. Bu yaklaşım, göçmenleri yalnızca korunması gereken bireyler ya da yük olarak değil, kamusal yaşamın eşit paydaşları olarak tanıyan bir siyasal anlayışı gerektirir. Böylece yönetimden onura, toleranstan tanınmaya ve statüden paydaşlığa uzanan üçlü dönüşümü, göç etiği için kurucu ve dönüştürücü bir normatif paradigma olarak ortaya konmaktadır. Sonuç olarak makalede, göç krizinin çözümünün güvenlik ve yardım politikalarıyla değil, tanınma, katılım ve demokratik aidiyet eksenli yeni bir siyasal düşünce ile mümkün olabileceğini ileri sürmektedir.
Keywords: araçsal akıl, tanınma, yurtsuzluk,istisna hali, zorunlu göç
Eric Hoffer'in Kesin İnançlılar Bağlamında Politik Bir Figür Olarak Kesin İnançlı

Rıfatcan Gülten
Bağımsız Araştırmacı, İstanbul

Bu çalışmada Eric Hoffer’ın Kesin İnançlılar adlı eserinden hareketle “kesin inançlı”yı psikolojik bir tip ya da tarihsel bir sapma olarak görmenin zıttına, modern politikanın merkezinde yer alan bir politik figür olarak ele almaktayız. Analizin çıkış noktasını, benliğin kendi kendisini değersizleştirmesi, yaşamın onarılamaz bir başarısızlık olarak deneyimlenmesi ve bu deneyimin ürettiği kendinden kaçma itkisiyle kitleye yönelim arasındaki ilişki oluşturmaktadır. Çalışma boyunca, kendi değerini üretemeyen benliğin, özdeşleşme, aidiyet ve anonimleşme süreçleri aracılığıyla bir dava ve kitle hareketi içinde eriyerek politik bir figüre dönüştüğünü göstermekteyiz. Kesin inançlıyı, özgürlüğü yük, eşitliği tehdit, çoğulluğu ise katlanılması gereken bir belirsizlik olarak algılayan; bu nedenle modern politik dilin kurucu kavramlarını itaat, homojenlik ve nefret ekseninde tersyüz eden bir özne olarak okumaktayız. Makalede, bu figürün yalnızca totaliter kitle hareketlerine özgü olmadığını, modern politik tahayyül içinde farklı bağlamlarda yeniden ortaya çıkabilen kalıcı bir politik figür olduğunu ileri sürmekteyiz.
Keywords: kitle hareketleri, özdeşleşme, anti-politika, özgürlük, eşitlik